L1
 
L2
 
 

İNİGİLİZCE EĞİTİME KARŞI OY YAZISI

KARŞI OY YAZISI

 

Hacettepe Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde 14/01/2010 Perşembe günü yapılan toplantıda hazır bulunan toplam 13 öğretim üyesinin 9’unun evet, 1’inin çekimser ve 2’sinin red oyu vermesi sonucunda oyçokluğu ile kabul edilen (4 öğretim üyesi toplantıya iştirak etmemiştir.) lisans eğitiminin İngilizceye dönüştürülmesi kararına ret oyu kullanmamın gerekçeleri aşağıda 10 madde halinde özetlenmeye çalışılmıştır.

 

1-      Bölümümüzde yürütülmekte olan derslerin çok önemli bir kısmının İngilizce verilmesi mümkün değildir.

·      İYB105-106 Muhasebe Uygulamaları

·      (I-II), KAY 153 Hukuka Giriş,

·      KAY 156 Medeni Hukuk,

·       KAY 246 İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik,

·      KAY 231 İdare Hukukuna Giriş,

·      KAY 232 İdari Yargı,

·      KAY 229 Anayasa Hukuku,

·      KAY 385 İnsan Hakları Hukuku,

·      KAY 336 Türk Anayasa Düzeni,

·      KAY 382 Ceza Hukuku

·      KAY 462 Borçlar Hukuku,

·      KAY 464 Vergi Hukuku ve

·      KAY 484 Ticaret Hukuku gibi derslerin Türkçenin dışında bir dile verilmesi tam anlamıyla imkânsızdır. Bu derslerin,  kapsadıkları konular nedeniyle İngilizce kaynakları dahi yoktur. Yukarıda sayılan bu derslerle birlikte;

·      KAY 348 Türkiye’nin Yönetim Yapısı,

·      KAY 361 Türk Yönetim Tarihi,

·      KAY 433 Türkiye’nin Sosyo Ekonomik Yapısı,

·      KAY 443-444 Türk Siyasi Hayatı (I-II) gibi derslerin temel materyallerini de Türkçe kaynaklar oluşturmaktadır. Ayrıca, bu derslerin doğrudan doğruya Türkiye ve Türk tarihi, siyasal ve sosyal yapısı gibi konularla ilgili olmaları nedeniyle İngilizce verilmelerinden beklenecek bir yarar olmadığı gibi, bu dersler ile ilgi yeterli ve kapsamlı İngilizce kaynakların olduğundan bahsetmek de zordur. Materyallerinin büyük çoğunluğunu Türkçe kaynakların oluşturduğu ve doğrudan doğruya Türkiye siyaseti, tarihi ve sosyal yapısını konu edinen bu derslerin başka bir dilde verilmesi, işlenen dersin kalitesini ve dersten beklenen verimi artırmayacak aksine, kayda değer bir şekilde düşürecektir. Özetle, bölümümüzde verilmekte olan 14 hukuk dersinin başka bir dilde verilmesi tamamen imkânsızken, yukarıda isimleri yazılı 5 dersin İngilizce verilmesi ise bu derslerin amaçlarına, kapsamları alanındaki konulara ve derslerle ilgili mevcut materyallerin diline tamamen zıttır. Yukarıda söz konusu edilen tüm bu derslere, yine İngilizce verilmesi pratik olarak mümkün olmayacak Türk Dili ve Atatürk İlkeleri gibi dersler de dahil edildiğinde, bölümümüzde verilmekte olan derslerin büyük çoğunluğunun İngilizce verilmesinin pratikte uygulanamayacağı görülebilecektir. Bölüm hangi dilde eğitim vermeye karar verirse versin, bölüm derslerinin önemli bir çoğunluğu yine Türkçe verilmeye devam edilecek; İngilizce eğitime geçiş sadece kâğıt üstündeki bir uygulama olarak kalacaktır. Buna ilave olarak, İngilizce verildiği iddia edilen derslerin neredeyse tamamının da “İngilizce anlatım, Türkçe tekrar” prensibiyle verildiği hatırlatılırsa, %100 İngilizce eğitimin bir kandırmacadan fazla bir anlam ifade etmediği kolaylıkla görülebilecektir. Kaldı ki, yine bölümümüzde yürütülmekte olan

·      KAY 257-258 Siyasal Düşünceler Tarihi (I-II),

·      KAY 113-114 Siyaset Bilimi (I-II),

·      KAY 319 Politik Ekonomi,

·      KAY 469 Kültür Çalışmaları,

·      KAY 473 Küreselleşme ve Siyaset,

·      KAY 332 Siyaset Sosyolojisi,

·      KAY 334 Çağdaş Siyaset Kuramı,

·      KAY 474 Siyasal İletişim ve

·      KAY383 Devlet ve Bürokrasi Kuramları gibi derslerin temel materyallerini de sadece İngilizce dilinde yazılmış materyaller oluşturmamaktadır. Bu konudaki Fransızca ve Almanca literatür de, en az İngilizce literatür kadar geniştir ve uluslararası kabul görmektedir. Bu konuda, İngilizce dışında yazılmış literatürün genişliğini ifade edebilmek amacıyla Immanuel Kant, Johann Gottlieb Fichte, G.W.F. Hegel, Ludwig Feuerbach, Karl Marx ve Friedrich Nietzsche gibi modern siyasal düşüncelerin kurucu babalarının Almanca; post modernizmin en önemli ismi Jean-François Lyotard’ın, varoluşçuluğun en önemli temsilcisi J.P. Sartre’ın ve M. Foucault’un Fransızca yazdıklarını hatırlamak bile yeterli olacaktır. Nitekim, bu tür derslerin İngilizce verilmesi de uluslararası kabul gören bir uygulama değildir. Fransızca yazan Foucault’u ya da Almanca yazan Hegel’i Türkçe yerine İngilizce çevirilerinden okumak ve ders esnasında onlar üzerine İngilizce tartışmalar yürütmenin de dersten beklenen kaliteyi artırması mümkün görünmemektedir. Bununla birlikte, bu tür felsefî metinlerin yabancı bir dilde tartışılmasının imkânsızlığı da cabasıdır. Hiç kuşkusuz, bu konularla ilgili olarak hatırı sayılır bir İngilizce literatür de mevcuttur. Doğru olan, öğrencileri bu kaynaklara yönlendirmek ve derste öğrencilerin bu felsefî konuları anadillerinde tartışmalarını sağlayarak bilgilerini pekiştirmelerine imkân vermektir. Bu çerçevede, tartışılması gereken asıl mevzunun, “İngilizce eğitim” değil, “İngilizce eğitimi” olduğunu da belirtmek gerekiyor.

2-      Bölümümüz de verilmekte olan derslerin neredeyse tamamı, öğrencinin derse etkin katılımını, tartışmasını gerektirmekte; öğrencilerin hazırladıkları yazılı ödevler ve sunuşlar derslerin ayrılmaz parçasını oluşturmaktadır. Derslerin İngilizce verilmesi bu tartışma, sunma ve yazma süreçlerini olumsuz etkileyecek; öğrencilerin derse katılım imkânlarını sınırlandıracak; derslerin tek yönlü monologlar haline gelmesine ve/ya derslerin power point sunularının ders sorumlusu tarafından okunması, öğrenci tarafından da bu sunuların not alınarak ezberlenmesi şekline bürünmesine neden olacaktır. İngilizce eğitimden beklenebilecek herhangi bir kalite ve performans artışı söz konusu olmayacağı gibi, İngilizce eğitime geçiş öğrencilerin özellikle KPSS sınavlarındaki başarısı üzerinde de olumsuz etkiye yol açacaktır. Bu çerçevede, diğer bilim dalarının aksine, sosyal bilimler ve anadilde eğitimin birbirlerinden ayrılmaları mümkün olmayacak düzeyde yakın ilişkiye sahip olduklarını da vurgulamak gerekmektedir. Bir örnekle açıklamak gerekirse, İngiltere’de faaliyet gösteren SOAS’ta (School of Oriental and African Studies) Türkçe biriminde dersler İngilizce verilmektedir. Hiç kuşkusuz bu zarurî ve doğru bir uygulamadır. Çünkü o birimde verilen eğitim Türkiye ve Türkçe ile ilgili olsa bile, anadili İngilizce olan öğrencilere, yabancı dilde (Türkçe) eğitim vermek, öğrencilerin yaratıcılıklarını, katılımlarını, motivasyonlarını, başarılarını derinden etkileyecektir. Nitekim, söz konusu eğitim kurumu kendi alanında dünyada saygın bir yere sahiptir ve kalitesini artırmak türünden amaçlarla yabancı dilde (Türkçe) eğitim verilmesi gibi bir politika izlememektedir: SOAS’ta bu konudaki dersler İngilizce verilirken, bizim Türk siyaseti ve toplum yapısı ile ilgili dersleri İngilizce vermeye kalkışmamış izahı zor bir çelişki olarak görünmektedir.

3-      İngilizce eğitiminin öğrencilerin dil becerilerini geliştirdiği yolundaki düşünceler de sınanmaya muhtaçtırlar. Öğretim elemanının derste İngilizce konuşmasının öğrencinin İngilizce bilgisine ne kadar katkıda bulunduğu ve bu katkının “anadilimizde eğitimi” bir kenara koyacak düzeyde olup olmadığı da bilimsel verilerle sınanmaya muhtaç bir savdır. İkinci olarak, derslerin İngilizce verilmesinin öğrencinin dil becerisine katkısından bahsedebilsek bile, üniversitelerin “dil kursuna” dönüştürülmesini savunmanın ne kadar doğru bir yüksek öğretim politikası olduğu da oldukça tartışmalıdır. Öğrenimini görmekte olduğu bilim dalı ile ilgili olarak analitik düşünemeyen, kendi anadilinde bu sorunları tartışamayan, kendini ifade edemeyen ama sular seller gibi İngilizce konuşan gençler yetiştirmenin doğru bir eğitim politikası olduğunu söylemek de oldukça zor görünmektedir. İngilizce öğrenmekten kendi bilim daları ile ilgili bilgileri öğrenmeye zaman ve fırsat bulamayan bu gençlerin, akıcı bir İngilizce konuştuklarında nelerden bahsedebilecekleri de ayrı bir merak konusudur.

4-      Erasmus Programı çerçevesinde bölümümüze daha fazla öğrenci gelmesini sağlayabilmek için derslerin İngilizce verilmesini savunmak da vahim bir hata olarak görülmelidir. Erasmus Programı, AB üye ve aday ülkelerdeki kültürel çeşitliliği geliştirmek ve bu ülkelerde eğitim gören gençlerin farklı toplumları tanıyabilmesi, oradaki kültürel farklılıkları teneffüs edebilmesi amacını taşımaktadır. Programın, tüm Avrupa’da yüksek eğitimin İngilizce verilmesi gibi bir amacı da bulunmamaktadır. Buna ilave olarak, Erasmus ve/ya buna benzer programlar aracılığıyla bölümümüzde okuyan gençlerin başka ülkelere gitmeleri ve o ülkelerde eğitim gören gençlerin bölümümüze gelmesi hiç kuşkusuz önemlidir; ama bu önem ne kadar büyük olursa olsun, eğitim dilimizi değiştirmemizi gerektirecek boyutta değildir. Bu konuya ilave olarak belirtilmelidir ki Hacettepe Üniversitesi öğrencilerinin Erasmus Programı çerçevesinde tercih ettikleri ülkelerin başında İngilizce konuşan ülkeler gelmemektedir. 25.12.2008 tarihli, Hacettepe Üniversitesi AB Ofisi Raporu’nda yer alan verilere göre, 2007-2008 yılında en çok tercih edilen ülkeler şu şekildedir: Almanya 78, Fransa 29, Polonya 27, İtalya 20, Belçika 19, Hollanda 13. Bölümün eğitim dilinin değiştirilmesi gerektiğini Erasmus vb. programlarının zorunluluğu çerçevesinde savunanların görüşlerinden hareket edilecek olursak, bölümümüz eğitim dilinin Almanca ya da Fransızcaya çevrilmesi daha mantıklı görülmektedir.

5-       %100 İngilizce eğitime geçilmesinin bölümümüzün giriş puanlarını yükselteceği, diğer üniversiteler karşısında ona bir avantaj sağlayacağı savı da tartışmalıdır. Üniversitemiz bünyesindeki Siyaset ve Kamu Yönetimi bölümü -burslu programlar hariç- en yüksek puanla öğrenci alan üçüncü bölümdür. 2008 yılında birinci sıradaki Ankara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü en düşük 335,111 puanla örenci alırken, ikinci sıradaki ODTÜ 349,567 puanla, Hacettepe ise 334,964 puanla öğrenci almıştır. Görüldüğü üzere, Siyaset Bilimi Kamu Yönetimi bölümlerinde en tepede yer alan üniversite Türkçe eğitim yapmaktadır. Bir başka ifade ile eğitim dilinin öğrencinin bu konudaki tercihlerinde tek belirleyici faktör olarak karşımıza çıkmadığı görülmektedir. En azından kesin olan şudur ki, eğitim dilinin Türkçeden İngilizceye çevrilmesinin bölüm taban puanlarını artıracağını kanıtlayan hiçbir bilimsel veriye sahip değiliz.

6-      Bölümde verilen dersler, öğrencilerin yoğun bir okuma, kendisini ifade edebilme, tartışma, ödev yazma ve hazırladığı konular doğrultusunda sunma becerisini gerektirmekte; öğrencilerin bu faaliyetler sırasında Türkçeyi dahi yeterince etkin kullanamadıkları görülmektedir. Bu çerçevede, Türkçe eğitimine ve öğrencilerin kendi anadillerini daha etkin bir şekilde kullanabilme yeteneklerinin nasıl geliştirilebileceğine ilişkin bir tartışma yürütülmesi gerekirken, öğrencilerin bir yıllık hazırlık aşamasında edindikleri bir dil ile okuyabileceklerini, yazabileceklerini, tartışabileceklerini, tamamı sözel iletişime ve yazma becerisine dayanan derslere etkin bir şekilde katılabileceklerini düşünmek hayalden bile ötedir. İngilizce işlenen derslerde tartışmanın devre dışı kaldığını, ezber eğiliminin arttığını, derslerin İngilizce anlatım ve Türkçe tekrar halinde işlenmesi nedeniyle çok ciddi bir zaman ve kaynak israfının ortaya çıktığını, öğretim elemanında sosyal bilimlerin mantığına tamamen ters test ve ona yakın ölçme ve değerlendirme tekniklerine yönelme eğilimin arttığını, İngilizce verilen dersin Türkçe muadilinden daha sığ ve yüzeysel olarak işlenme eğiliminin gözle görünür derecede arttığını gözlem ve deneyimlerimizden hareketle söylemek de mümkündür. Kaldı ki, bunun başarılabildiğini, öğrencilerin bu dilde de kendilerini rahatlıkla ifade edebildikleri, yazabildikleri vb. “hayalinin” gerçekleştiğini düşünsek bile yine de yabancı dilde eğitim yanlıştır: Çünkü Türkçe’nin tasfiyesi, Türkiye’nin ve Cumhuriyet’in tasfiyesidir. İngilizce eğitim konusundaki sözde başarı (!), bir başka ifade ile artık Türkçe’ye hiçbir gereksinme duymadan kendisini sadece İngilizce ile ifade edebilen, yazan, tüm eğitim sürecinde İngilizce eğitimden geçmiş öğrenciler yetiştiriyor olmak, bir başarıdır(!): “Türkçe” eğitimden tasfiye edildikten sonra sıra Türkiye’nin dünyadan tasfiyesine gelecektir. Bir toplumun en iyi eğitim almış kesimi (üniversite, adı üstünde yüksek bir eğitimin alındığı yer) ana dilinde okumuyor, düşünmüyor, ana dilinde fikir üretemiyorsa, o toplumun müstakbel entelektüelleri, kanaat önderleri, yöneticileri kendi dilinde düşünmekten acizlerse, bu, o toplumun kendini yeniden üretmekte topyekûn aciz hale geldiği ve tasfiye halinde olduğu anlamına da gelmektedir. Bu çerçevede, sosyal bilimlerde yabancı dilde eğitimin, siyasal ve sosyal yönleri dikkate alınmaksızın salt teknik bir olgu olarak ele alınmasının yanlış olduğunu da belirtmeden geçmemek gerekmektedir.

7-      Avrupa üniversitelerinin tümünde kalitenin yükseltilmesi ve gerek üniversite öğrencileri, gerekse de öğretim üyelerinin mobilizasyonunun artırılarak “Yüksek öğrenimin Avrupa alanının yaratılmasının; vatandaşların dolaşımı, istihdamı ve kıtanın baştan başa gelişiminde anahtar yol olduğunu vurgulayan” Bologna, Sorborne ve Graz deklarasyonlarında da derslerin İngilizce verilmesi gibi bir şart yer almamaktadır. Aksine bu deklarasyonlarda –örneğin Graz deklarasyonunda- “Üniversitelerin kamu sorumluluğu olarak kalmasını sağlamak, araştırmayı yükseköğretimin ayrılmaz bir parçası olarak görmek, sağlam kurumlar oluşturarak akademik kaliteyi yükseltmek,, hareketliliği ve sosyal boyutu geliştirmek, kalite güvencesi içinde bir Avrupa için bir politika çerçevesinin geliştirilmesini desteklemek” amaçlarına yer verilmektedir. Graz deklarasyonunda belirtilen bu amaçlara ulaşılabilmesi için de derslerin İngilizce anlatılması değil, ilköğretimden başlayarak etkili bir şekilde İngilizce öğretimi almış bireylerin yetiştirilmesi gerekmektedir. Bir başka ifade ile Türk yüksek öğretim sistemi, küresel eğilimlere uyumlu bir şekilde ilerlemesine devam etmek istiyorsa “ingilizce eğitim” değil ingilizce eğitimi” üzerinde kamu politikaları oluşturmak zorundadır. Yurt dışındaki üniversitelere giden, oralardaki programlara katılan, Avrupa üniversitelerinin etkin bir parçası olan öğrenci/öğretim üyesi yetiştirilebilmesi için lisans derslerinin İngilizce verilmesi tüm dünyada uygulanan, kabul edilen bir yöntem değildir. Aksine, derslerini kendi dilinde alan, fakat en azından bir yabancı dili etkin bir şekilde kullanan bireyler yetiştirilmesi bu konudaki yaygın uygulamadır. Sadece yukarıda sözü edilen deklarasyonlar değil, Avrupa Birliği de çok dilliliğin özendirilmesine özel önem vermektedir. Bakanlar Komitesi’nin 17 Mart 1998 tarihli görüşmesinin sonuçlarına göre Avrupa Birliği’nin amacı, üyeler arasında kültürel alanda ortak çalışmalar yaparak daha sıkı bir birlik oluşturmaktır. Bunun için 10 Aralık 1954 yılında imzalanan Avrupa Kültürel Toplantısı’nın gereği olarak Strasbourg’da toplanan Avrupa Konsülü tarafından “Avrupa Vatandaşlığı için Dil Öğrenme” adlı bir proje başlatılmıştır. Bu projenin amacı “…farklı anadillere sahip Avrupalıların birbirleriyle iletişime geçmelerini, açık fikirlilik, hareketlilik, bilgi ve insan değişimi, uluslar arası işbirliği yoluyla sağlamak” olarak belirlenmiştir. Avrupa’daki tüm üniversitelerde İngilizce eğitim verilmesi değil.

8-      Üçüncü maddede kısaca değinilen tartışmalara üniversitemiz stratejik planında yer verilmiştir. Bu stratejik planda da lisans derslerinin İngilizce verilmesi yönünde bir karar bulunmamaktadır.

9-      Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’ndeki lisans derlerinin İngilizce verilmesi ile ilgili olarak bölümümüz daha önce de (17-20 Şubat 2004 tarihindeki bölüm toplantılarında ve 2 Nisan 2007 yılındaki toplantıda) oyçokluğuyla karar almış, fakat bu talep eğitim komisyonu tarafından (27.05.2004 tarih 374 sayılı karar) kabul edilmemiştir. Bölümün yapısında ve niteliğinde anlamlı bir değişiklik olmadığına göre son alınan İngilizceye geçme kararın üçüncü kez kabulü için herhangi bir maddi ve hukuki zeminin olmadığı da bir gerçektir.

10-  Lisans derslerinin bir başka dilde yürütülmesi iddia edilenin aksine Avrupa’da yaygın olarak uygulanan bir sistem değildir. Hele hele sosyal bilimlerde yabancı dilde eğitim hiç yaygın bir uygulama değildir. Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Kadri Yamaç’ın Küreselleşme Ve Yabancı Dilde Yükseköğretim isimli çalışmasında da belirttiği gibi, lisans derslerinde İngilizce eğitim verilen ülkeler şunlardır: Nijerya, Kenya, Etiyopya, Gana, Uganda, Tanzanya, Filipinler, Hindistan, Pakistan, Arnavutluk, Mısır, Sudan, Bengaldeş, Somali, Bulgaristan ve Macaristan. Türkiye’nin modernleşme ve Avrupa’yla entegrasyon perspektifi bu ülkelerden hangisine denk düşmektedir? Kenya? Filipinler? Ya da Bengaldeş? Hiç kuşkusuz hiçbiri. Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de, İtalya’da, Yunanistan’da… hangi Avrupa ülkesinde lisans dersleri bir başka dilde yürütülmektedir? Kadri Yamaç’ın çalışmasında listelediği ülkelere bakıldığında da rahatlıkla görülebileceği gibi, lisans eğitiminin, özellikle de sosyal bilimler lisans eğitiminin bir başka dilde yürütülmesinin Avrupa ile entegrasyonla değil, olsa olsa sömürge ülkesi olma ve sömürgeleştirilme ile avrupamerkezcilik (eurocentrism) ile alakası kurulabilir. Somali’deki Mogadişu ve Benadir Üniversitelerinin eğitim dillerinin İngilizce olduğunu belirtmek bile bu ilişkiyi vurgulamak için yeterlidir.  Bu konuda Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Sina Akşin’e de kulak vermek gerektiği düşüncesindeyim. 31.05.1999 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan yazısında Akşin “…genel liselerde dil öğretimi o denli başarısız ki, yabancı dili öğrenmek için birçokları bu üniversitelere gidiyor. Çünkü özel üniversitelerin galiba hepsi İngilizce öğretim yapıyor. İşletme, mühendislik, tarih vb. öğrenimi bir yerde bahanesi oluyor. Önemli amaç, yabancı dil öğrenmek. İşletme, mühendislik, tarih vb.öğretim üyesi de önemli oranda İngilizce öğretmeni olmak durumunda oluyor. Tabii kendisi İngilizce bildiği ölçüde... Çünkü bu hocaların birçoğu 'tarzan İngilizcesiyle' meramını anlatmaya çabalıyor.” demektedir. Akşin Yazısına şöyle devam eder: “Yabancı dilde eğitim: Bu vesileyle yabancı dilde üniversite eğitiminin kimi sakıncalarına da değinmek istiyorum. Yabancı dili çok iyi öğretmek gerekir. Ama yükseköğrenimde Türklerin Türklere yabancı dilde ders vermesi, Türk öğrencilerinin Türk hocalarına yabancı dilde sınav kâğıdı yazması 'normaldışı' bir durum, Türkün Türke ettiği bir eziyettir. Matematiksel bilimler dışında yabancı dilde iyi bilim de yapılamaz diye düşünüyorum. İnsanın kendi diliyle daha iyi bilim yapabileceği açıktır. Ama ülkemizdeki çarpıklıklar yüzünden yabancı dilde eğitimin büyük rağbet gördüğü bir gerçektir. Bu bir yana, şunu da belirtmek istiyorum. Özellikle insan ve toplum bilimlerinin gerekleri açısından, BÜ'de (ve başka yerlerde) hazırlık sınıfında yapılan bir yıllık İngilizce dil eğitimi yetersizdir.

 

Yukarıda özetlemeye çalıştığım nedenlerle, bölümümüz tarafından alınan bu karara karşı oy kullanmış bulunduğumu saygılarımla arz ederken, bölümümüz öğretim üyelerinin hatırı sayılır kısmı tarafından paylaşılmayan (4 katılmayan 2 ret 1 çekimser) bu kararın, üniversitemizin diğer yetkili kurumlarınca iptalinin ve bölümümüz eğitim dilinin tamamen Türkçe haline getirilmesinin yerinde bir karar olacağına dair samimi inancımı paylaşmak isterim.

Saygılarımla

14/01/2010

Doç. Dr. Mete Kaan Kaynar

Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü

Öğretim Üyesi

 

 

 

 

   
Okunma sayısı :  
Tarih :   3/13/2010 12:51:57 AM


  Duyurular
R1
 
R1
 
kodlama ve tasarım
duygubilişim
Copyright © 2008 Mete Kaan KAYNAR açılış sayfam yap
sık kullanılanlara ekle