KARŞI OY YAZISI
Hacettepe Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset
Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde 14/01/2010
Perşembe günü yapılan toplantıda hazır bulunan toplam 13 öğretim üyesinin 9’unun evet, 1’inin çekimser ve 2’sinin red oyu vermesi
sonucunda oyçokluğu ile kabul edilen (4 öğretim üyesi toplantıya iştirak
etmemiştir.) lisans eğitiminin İngilizceye dönüştürülmesi kararına ret oyu
kullanmamın gerekçeleri aşağıda 10 madde halinde özetlenmeye çalışılmıştır.
1- Bölümümüzde
yürütülmekte olan derslerin çok önemli bir kısmının İngilizce verilmesi mümkün
değildir.
·
İYB105-106 Muhasebe Uygulamaları
·
(I-II), KAY 153 Hukuka Giriş,
·
KAY 156 Medeni Hukuk,
·
KAY 246
İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik,
·
KAY 231 İdare Hukukuna Giriş,
·
KAY 232 İdari Yargı,
·
KAY 229 Anayasa Hukuku,
·
KAY 385 İnsan Hakları Hukuku,
·
KAY 336 Türk Anayasa Düzeni,
·
KAY 382 Ceza Hukuku
·
KAY 462 Borçlar Hukuku,
·
KAY 464 Vergi Hukuku ve
·
KAY 484 Ticaret Hukuku gibi derslerin Türkçenin dışında bir dile verilmesi tam anlamıyla
imkânsızdır. Bu derslerin, kapsadıkları konular nedeniyle İngilizce
kaynakları dahi yoktur. Yukarıda sayılan bu derslerle birlikte;
·
KAY 348 Türkiye’nin Yönetim Yapısı,
·
KAY 361 Türk Yönetim Tarihi,
·
KAY 433 Türkiye’nin Sosyo Ekonomik Yapısı,
·
KAY 443-444 Türk Siyasi Hayatı (I-II) gibi
derslerin temel materyallerini de Türkçe kaynaklar oluşturmaktadır. Ayrıca, bu
derslerin doğrudan doğruya Türkiye ve Türk tarihi, siyasal ve sosyal yapısı
gibi konularla ilgili olmaları nedeniyle İngilizce verilmelerinden beklenecek bir
yarar olmadığı gibi, bu dersler ile ilgi yeterli ve kapsamlı İngilizce
kaynakların olduğundan bahsetmek de zordur. Materyallerinin büyük çoğunluğunu
Türkçe kaynakların oluşturduğu ve doğrudan doğruya Türkiye siyaseti, tarihi ve
sosyal yapısını konu edinen bu derslerin başka bir dilde verilmesi, işlenen
dersin kalitesini ve dersten beklenen verimi artırmayacak aksine, kayda değer bir
şekilde düşürecektir. Özetle, bölümümüzde verilmekte olan 14 hukuk dersinin
başka bir dilde verilmesi tamamen imkânsızken, yukarıda isimleri yazılı 5
dersin İngilizce verilmesi ise bu derslerin amaçlarına, kapsamları alanındaki
konulara ve derslerle ilgili mevcut materyallerin diline tamamen zıttır. Yukarıda
söz konusu edilen tüm bu derslere, yine İngilizce verilmesi pratik olarak
mümkün olmayacak Türk Dili ve Atatürk İlkeleri gibi dersler de dahil
edildiğinde, bölümümüzde verilmekte olan
derslerin büyük çoğunluğunun İngilizce verilmesinin pratikte uygulanamayacağı
görülebilecektir. Bölüm hangi dilde eğitim vermeye karar verirse versin, bölüm derslerinin önemli bir çoğunluğu yine
Türkçe verilmeye devam edilecek; İngilizce eğitime geçiş sadece kâğıt üstündeki
bir uygulama olarak kalacaktır. Buna ilave olarak, İngilizce verildiği iddia
edilen derslerin neredeyse tamamının da “İngilizce
anlatım, Türkçe tekrar” prensibiyle verildiği hatırlatılırsa, %100 İngilizce
eğitimin bir kandırmacadan fazla bir anlam ifade etmediği kolaylıkla
görülebilecektir. Kaldı ki, yine bölümümüzde yürütülmekte olan
·
KAY 257-258 Siyasal Düşünceler Tarihi (I-II),
·
KAY 113-114 Siyaset Bilimi (I-II),
·
KAY 319 Politik Ekonomi,
·
KAY 469 Kültür Çalışmaları,
·
KAY 473 Küreselleşme ve Siyaset,
·
KAY 332 Siyaset Sosyolojisi,
·
KAY 334 Çağdaş Siyaset Kuramı,
·
KAY 474 Siyasal İletişim ve
·
KAY383 Devlet ve Bürokrasi Kuramları gibi
derslerin temel materyallerini de sadece
İngilizce dilinde yazılmış materyaller oluşturmamaktadır. Bu konudaki Fransızca ve Almanca literatür
de, en az İngilizce literatür kadar geniştir ve uluslararası kabul görmektedir.
Bu konuda, İngilizce dışında yazılmış literatürün genişliğini ifade edebilmek amacıyla
Immanuel Kant, Johann Gottlieb Fichte, G.W.F. Hegel, Ludwig Feuerbach, Karl
Marx ve Friedrich Nietzsche gibi modern siyasal düşüncelerin kurucu babalarının
Almanca; post modernizmin en önemli ismi Jean-François Lyotard’ın,
varoluşçuluğun en önemli temsilcisi J.P. Sartre’ın ve M. Foucault’un Fransızca
yazdıklarını hatırlamak bile yeterli olacaktır. Nitekim, bu tür derslerin
İngilizce verilmesi de uluslararası kabul gören bir uygulama değildir. Fransızca
yazan Foucault’u ya da Almanca yazan Hegel’i Türkçe yerine İngilizce çevirilerinden
okumak ve ders esnasında onlar üzerine İngilizce tartışmalar yürütmenin de
dersten beklenen kaliteyi artırması mümkün görünmemektedir. Bununla birlikte, bu tür felsefî metinlerin yabancı bir dilde tartışılmasının imkânsızlığı da
cabasıdır. Hiç kuşkusuz, bu konularla ilgili olarak hatırı sayılır bir
İngilizce literatür de mevcuttur. Doğru olan, öğrencileri bu kaynaklara yönlendirmek
ve derste öğrencilerin bu felsefî konuları anadillerinde tartışmalarını
sağlayarak bilgilerini pekiştirmelerine imkân vermektir. Bu çerçevede, tartışılması gereken asıl mevzunun,
“İngilizce eğitim” değil, “İngilizce eğitimi” olduğunu da belirtmek gerekiyor.
2- Bölümümüz
de verilmekte olan derslerin neredeyse tamamı, öğrencinin derse etkin katılımını,
tartışmasını gerektirmekte; öğrencilerin hazırladıkları yazılı ödevler ve
sunuşlar derslerin ayrılmaz parçasını oluşturmaktadır. Derslerin İngilizce
verilmesi bu tartışma, sunma ve yazma süreçlerini olumsuz etkileyecek;
öğrencilerin derse katılım imkânlarını sınırlandıracak; derslerin tek yönlü
monologlar haline gelmesine ve/ya derslerin power point sunularının ders
sorumlusu tarafından okunması, öğrenci tarafından da bu sunuların not alınarak
ezberlenmesi şekline bürünmesine neden olacaktır. İngilizce eğitimden beklenebilecek herhangi bir kalite ve performans
artışı söz konusu olmayacağı gibi, İngilizce eğitime geçiş öğrencilerin
özellikle KPSS sınavlarındaki başarısı üzerinde de olumsuz etkiye yol açacaktır.
Bu çerçevede, diğer bilim dalarının
aksine, sosyal bilimler ve anadilde
eğitimin birbirlerinden ayrılmaları mümkün olmayacak düzeyde yakın ilişkiye
sahip olduklarını da vurgulamak gerekmektedir. Bir örnekle açıklamak
gerekirse, İngiltere’de faaliyet gösteren SOAS’ta (School of Oriental and
African Studies) Türkçe biriminde dersler İngilizce verilmektedir. Hiç kuşkusuz
bu zarurî ve doğru bir uygulamadır. Çünkü o birimde verilen eğitim Türkiye ve
Türkçe ile ilgili olsa bile, anadili İngilizce olan öğrencilere, yabancı dilde
(Türkçe) eğitim vermek, öğrencilerin yaratıcılıklarını, katılımlarını,
motivasyonlarını, başarılarını derinden etkileyecektir. Nitekim, söz konusu
eğitim kurumu kendi alanında dünyada saygın bir yere sahiptir ve kalitesini
artırmak türünden amaçlarla yabancı dilde (Türkçe) eğitim verilmesi gibi bir
politika izlememektedir: SOAS’ta bu konudaki dersler İngilizce verilirken,
bizim Türk siyaseti ve toplum yapısı ile ilgili dersleri İngilizce vermeye
kalkışmamış izahı zor bir çelişki olarak görünmektedir.
3- İngilizce
eğitiminin öğrencilerin dil becerilerini geliştirdiği yolundaki düşünceler de
sınanmaya muhtaçtırlar. Öğretim elemanının derste İngilizce konuşmasının
öğrencinin İngilizce bilgisine ne kadar katkıda bulunduğu ve bu katkının “anadilimizde
eğitimi” bir kenara koyacak düzeyde olup olmadığı da bilimsel verilerle
sınanmaya muhtaç bir savdır. İkinci olarak, derslerin İngilizce verilmesinin
öğrencinin dil becerisine katkısından bahsedebilsek bile, üniversitelerin “dil
kursuna” dönüştürülmesini savunmanın ne kadar doğru bir yüksek öğretim
politikası olduğu da oldukça tartışmalıdır. Öğrenimini görmekte olduğu bilim dalı ile ilgili olarak analitik
düşünemeyen, kendi anadilinde bu sorunları tartışamayan, kendini ifade edemeyen
ama sular seller gibi İngilizce konuşan gençler yetiştirmenin doğru bir eğitim
politikası olduğunu söylemek de oldukça zor görünmektedir. İngilizce
öğrenmekten kendi bilim daları ile ilgili bilgileri öğrenmeye zaman ve fırsat
bulamayan bu gençlerin, akıcı bir İngilizce konuştuklarında nelerden
bahsedebilecekleri de ayrı bir merak konusudur.
4- Erasmus
Programı çerçevesinde bölümümüze daha fazla öğrenci gelmesini sağlayabilmek
için derslerin İngilizce verilmesini savunmak da vahim bir hata olarak
görülmelidir. Erasmus Programı, AB üye ve aday ülkelerdeki kültürel çeşitliliği
geliştirmek ve bu ülkelerde eğitim gören gençlerin farklı toplumları
tanıyabilmesi, oradaki kültürel farklılıkları teneffüs edebilmesi amacını
taşımaktadır. Programın, tüm Avrupa’da yüksek eğitimin İngilizce verilmesi gibi
bir amacı da bulunmamaktadır. Buna ilave olarak, Erasmus ve/ya buna benzer
programlar aracılığıyla bölümümüzde okuyan gençlerin başka ülkelere gitmeleri
ve o ülkelerde eğitim gören gençlerin bölümümüze gelmesi hiç kuşkusuz
önemlidir; ama bu önem ne kadar büyük olursa olsun, eğitim dilimizi
değiştirmemizi gerektirecek boyutta değildir. Bu konuya ilave olarak
belirtilmelidir ki Hacettepe Üniversitesi öğrencilerinin Erasmus Programı
çerçevesinde tercih ettikleri ülkelerin başında İngilizce konuşan ülkeler
gelmemektedir. 25.12.2008 tarihli, Hacettepe Üniversitesi AB Ofisi Raporu’nda
yer alan verilere göre, 2007-2008 yılında en çok tercih edilen ülkeler şu
şekildedir: Almanya 78, Fransa 29, Polonya 27, İtalya 20, Belçika 19, Hollanda 13.
Bölümün eğitim dilinin değiştirilmesi gerektiğini Erasmus vb. programlarının
zorunluluğu çerçevesinde savunanların görüşlerinden hareket edilecek olursak,
bölümümüz eğitim dilinin Almanca ya da Fransızcaya çevrilmesi daha mantıklı
görülmektedir.
5- %100 İngilizce eğitime geçilmesinin
bölümümüzün giriş puanlarını yükselteceği, diğer üniversiteler karşısında ona
bir avantaj sağlayacağı savı da tartışmalıdır. Üniversitemiz bünyesindeki
Siyaset ve Kamu Yönetimi bölümü -burslu programlar hariç- en yüksek puanla öğrenci
alan üçüncü bölümdür. 2008 yılında birinci sıradaki Ankara Üniversitesi Siyaset
Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü en düşük 335,111 puanla örenci alırken, ikinci
sıradaki ODTÜ 349,567 puanla, Hacettepe ise 334,964 puanla öğrenci almıştır.
Görüldüğü üzere, Siyaset Bilimi Kamu Yönetimi bölümlerinde en tepede yer alan
üniversite Türkçe eğitim yapmaktadır. Bir başka ifade ile eğitim dilinin
öğrencinin bu konudaki tercihlerinde tek belirleyici faktör olarak karşımıza çıkmadığı
görülmektedir. En azından kesin olan
şudur ki, eğitim dilinin Türkçeden İngilizceye çevrilmesinin bölüm taban
puanlarını artıracağını kanıtlayan hiçbir bilimsel veriye sahip değiliz.
6- Bölümde
verilen dersler, öğrencilerin yoğun bir okuma, kendisini ifade edebilme,
tartışma, ödev yazma ve hazırladığı konular doğrultusunda sunma becerisini
gerektirmekte; öğrencilerin bu faaliyetler sırasında Türkçeyi dahi yeterince
etkin kullanamadıkları görülmektedir. Bu
çerçevede, Türkçe eğitimine ve öğrencilerin kendi anadillerini daha etkin bir
şekilde kullanabilme yeteneklerinin nasıl geliştirilebileceğine ilişkin bir
tartışma yürütülmesi gerekirken, öğrencilerin bir yıllık hazırlık aşamasında
edindikleri bir dil ile okuyabileceklerini, yazabileceklerini, tartışabileceklerini,
tamamı sözel iletişime ve yazma becerisine dayanan derslere etkin bir şekilde
katılabileceklerini düşünmek hayalden bile ötedir. İngilizce işlenen derslerde
tartışmanın devre dışı kaldığını, ezber eğiliminin arttığını, derslerin
İngilizce anlatım ve Türkçe tekrar halinde işlenmesi nedeniyle çok ciddi bir
zaman ve kaynak israfının ortaya çıktığını, öğretim elemanında sosyal
bilimlerin mantığına tamamen ters test ve ona yakın ölçme ve değerlendirme
tekniklerine yönelme eğilimin arttığını, İngilizce verilen dersin Türkçe
muadilinden daha sığ ve yüzeysel olarak işlenme eğiliminin gözle görünür
derecede arttığını gözlem ve deneyimlerimizden hareketle söylemek de mümkündür.
Kaldı ki, bunun başarılabildiğini, öğrencilerin bu dilde de kendilerini
rahatlıkla ifade edebildikleri, yazabildikleri vb. “hayalinin” gerçekleştiğini
düşünsek bile yine de yabancı dilde eğitim yanlıştır: Çünkü Türkçe’nin tasfiyesi, Türkiye’nin ve Cumhuriyet’in tasfiyesidir.
İngilizce eğitim konusundaki sözde
başarı (!), bir başka ifade ile artık Türkçe’ye hiçbir gereksinme duymadan
kendisini sadece İngilizce ile ifade edebilen, yazan, tüm eğitim sürecinde
İngilizce eğitimden geçmiş öğrenciler yetiştiriyor olmak, bir başarıdır(!):
“Türkçe” eğitimden tasfiye edildikten sonra sıra Türkiye’nin dünyadan tasfiyesine
gelecektir. Bir toplumun en iyi eğitim almış kesimi (üniversite, adı
üstünde yüksek bir eğitimin alındığı yer) ana dilinde okumuyor, düşünmüyor, ana
dilinde fikir üretemiyorsa, o toplumun müstakbel entelektüelleri, kanaat
önderleri, yöneticileri kendi dilinde düşünmekten acizlerse, bu, o toplumun kendini yeniden üretmekte topyekûn
aciz hale geldiği ve tasfiye halinde olduğu anlamına da gelmektedir. Bu
çerçevede, sosyal bilimlerde yabancı dilde eğitimin, siyasal ve sosyal yönleri dikkate
alınmaksızın salt teknik bir olgu olarak ele alınmasının yanlış olduğunu da
belirtmeden geçmemek gerekmektedir.
7- Avrupa
üniversitelerinin tümünde kalitenin yükseltilmesi ve gerek üniversite
öğrencileri, gerekse de öğretim üyelerinin mobilizasyonunun artırılarak “Yüksek
öğrenimin Avrupa alanının yaratılmasının; vatandaşların dolaşımı, istihdamı ve
kıtanın baştan başa gelişiminde anahtar yol olduğunu vurgulayan” Bologna,
Sorborne ve Graz deklarasyonlarında da derslerin İngilizce verilmesi gibi bir
şart yer almamaktadır. Aksine bu deklarasyonlarda –örneğin Graz
deklarasyonunda- “Üniversitelerin kamu sorumluluğu olarak kalmasını
sağlamak, araştırmayı yükseköğretimin ayrılmaz bir parçası olarak görmek,
sağlam kurumlar oluşturarak akademik kaliteyi yükseltmek,, hareketliliği ve
sosyal boyutu geliştirmek, kalite güvencesi içinde bir Avrupa için bir politika
çerçevesinin geliştirilmesini desteklemek” amaçlarına yer verilmektedir.
Graz deklarasyonunda belirtilen bu amaçlara ulaşılabilmesi için de derslerin İngilizce
anlatılması değil, ilköğretimden başlayarak etkili bir şekilde İngilizce
öğretimi almış bireylerin yetiştirilmesi gerekmektedir. Bir başka ifade ile
Türk yüksek öğretim sistemi, küresel eğilimlere uyumlu bir şekilde ilerlemesine
devam etmek istiyorsa “ingilizce eğitim” değil ingilizce eğitimi”
üzerinde kamu politikaları oluşturmak zorundadır. Yurt dışındaki üniversitelere
giden, oralardaki programlara katılan, Avrupa
üniversitelerinin etkin bir parçası olan öğrenci/öğretim üyesi
yetiştirilebilmesi için lisans derslerinin İngilizce verilmesi tüm dünyada
uygulanan, kabul edilen bir yöntem değildir. Aksine, derslerini kendi dilinde
alan, fakat en azından bir yabancı dili etkin bir şekilde kullanan bireyler
yetiştirilmesi bu konudaki yaygın uygulamadır. Sadece yukarıda sözü edilen
deklarasyonlar değil, Avrupa Birliği de çok dilliliğin özendirilmesine özel
önem vermektedir. Bakanlar Komitesi’nin 17 Mart 1998 tarihli görüşmesinin
sonuçlarına göre Avrupa Birliği’nin amacı, üyeler arasında kültürel alanda
ortak çalışmalar yaparak daha sıkı bir birlik oluşturmaktır. Bunun için 10
Aralık 1954 yılında imzalanan Avrupa Kültürel Toplantısı’nın gereği olarak
Strasbourg’da toplanan Avrupa Konsülü tarafından “Avrupa Vatandaşlığı için Dil
Öğrenme” adlı bir proje başlatılmıştır. Bu projenin amacı “…farklı anadillere sahip Avrupalıların birbirleriyle iletişime
geçmelerini, açık fikirlilik, hareketlilik, bilgi ve insan değişimi, uluslar
arası işbirliği yoluyla sağlamak” olarak belirlenmiştir. Avrupa’daki tüm
üniversitelerde İngilizce eğitim verilmesi değil.
8- Üçüncü
maddede kısaca değinilen tartışmalara üniversitemiz stratejik planında yer verilmiştir. Bu stratejik planda da lisans derslerinin İngilizce verilmesi yönünde
bir karar bulunmamaktadır.
9- Siyaset
Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’ndeki lisans derlerinin İngilizce verilmesi ile
ilgili olarak bölümümüz daha önce de (17-20 Şubat 2004 tarihindeki bölüm
toplantılarında ve 2 Nisan 2007 yılındaki toplantıda) oyçokluğuyla karar almış,
fakat bu talep eğitim komisyonu tarafından (27.05.2004 tarih 374 sayılı karar)
kabul edilmemiştir. Bölümün yapısında ve niteliğinde anlamlı bir değişiklik
olmadığına göre son alınan İngilizceye geçme kararın üçüncü kez kabulü için
herhangi bir maddi ve hukuki zeminin olmadığı da bir gerçektir.
10- Lisans
derslerinin bir başka dilde yürütülmesi iddia edilenin aksine Avrupa’da yaygın
olarak uygulanan bir sistem değildir. Hele hele sosyal bilimlerde yabancı dilde
eğitim hiç yaygın bir uygulama değildir. Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Kadri
Yamaç’ın Küreselleşme Ve Yabancı Dilde Yükseköğretim isimli çalışmasında
da belirttiği gibi, lisans derslerinde
İngilizce eğitim verilen ülkeler şunlardır: Nijerya, Kenya, Etiyopya, Gana,
Uganda, Tanzanya, Filipinler, Hindistan, Pakistan, Arnavutluk, Mısır, Sudan,
Bengaldeş, Somali, Bulgaristan ve Macaristan. Türkiye’nin modernleşme ve
Avrupa’yla entegrasyon perspektifi bu ülkelerden hangisine denk düşmektedir?
Kenya? Filipinler? Ya da Bengaldeş? Hiç kuşkusuz hiçbiri. Almanya’da,
Fransa’da, İngiltere’de, İtalya’da, Yunanistan’da… hangi Avrupa ülkesinde
lisans dersleri bir başka dilde yürütülmektedir? Kadri Yamaç’ın çalışmasında
listelediği ülkelere bakıldığında da rahatlıkla görülebileceği gibi, lisans
eğitiminin, özellikle de sosyal bilimler lisans eğitiminin bir başka dilde
yürütülmesinin Avrupa ile entegrasyonla değil, olsa olsa sömürge ülkesi olma ve
sömürgeleştirilme ile avrupamerkezcilik (eurocentrism) ile alakası kurulabilir.
Somali’deki Mogadişu ve Benadir
Üniversitelerinin eğitim dillerinin İngilizce olduğunu belirtmek bile bu
ilişkiyi vurgulamak için yeterlidir. Bu konuda Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi
Sina Akşin’e de kulak vermek gerektiği düşüncesindeyim. 31.05.1999 tarihinde
Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan yazısında Akşin “…genel liselerde dil
öğretimi o denli başarısız ki, yabancı dili öğrenmek için birçokları bu
üniversitelere gidiyor. Çünkü özel üniversitelerin galiba hepsi İngilizce
öğretim yapıyor. İşletme, mühendislik, tarih vb. öğrenimi bir yerde bahanesi
oluyor. Önemli amaç, yabancı dil öğrenmek. İşletme, mühendislik, tarih
vb.öğretim üyesi de önemli oranda İngilizce öğretmeni olmak durumunda oluyor.
Tabii kendisi İngilizce bildiği ölçüde... Çünkü bu hocaların birçoğu 'tarzan
İngilizcesiyle' meramını anlatmaya çabalıyor.” demektedir. Akşin Yazısına
şöyle devam eder: “Yabancı dilde eğitim: Bu vesileyle yabancı dilde
üniversite eğitiminin kimi sakıncalarına da değinmek istiyorum. Yabancı dili
çok iyi öğretmek gerekir. Ama yükseköğrenimde Türklerin Türklere yabancı dilde ders vermesi, Türk öğrencilerinin Türk
hocalarına yabancı dilde sınav kâğıdı yazması 'normaldışı' bir durum, Türkün Türke ettiği bir eziyettir.
Matematiksel bilimler dışında yabancı dilde iyi bilim de yapılamaz diye
düşünüyorum. İnsanın kendi diliyle daha iyi bilim yapabileceği açıktır. Ama
ülkemizdeki çarpıklıklar yüzünden yabancı dilde eğitimin büyük rağbet gördüğü
bir gerçektir. Bu bir yana, şunu da belirtmek istiyorum. Özellikle insan ve
toplum bilimlerinin gerekleri açısından, BÜ'de (ve başka yerlerde) hazırlık
sınıfında yapılan bir yıllık İngilizce dil eğitimi yetersizdir.”
Yukarıda özetlemeye çalıştığım
nedenlerle, bölümümüz tarafından alınan bu karara karşı oy kullanmış
bulunduğumu saygılarımla arz ederken, bölümümüz öğretim üyelerinin hatırı
sayılır kısmı tarafından paylaşılmayan (4 katılmayan 2 ret 1 çekimser) bu kararın,
üniversitemizin diğer yetkili kurumlarınca iptalinin ve bölümümüz eğitim
dilinin tamamen Türkçe haline getirilmesinin yerinde bir karar olacağına dair samimi
inancımı paylaşmak isterim.
Saygılarımla
14/01/2010
Doç. Dr. Mete
Kaan Kaynar
Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü
Öğretim Üyesi